Ana içeriğe atla

CUMA GİBİ BİR ÇARŞAMBA GECESİ: PART I - CERMODERN'DE RUM YEMEKLERİ

Arkadaşım A. geçenlerde Can Gox konserine gitmek istediğini söyledi. Ben de müziği hakkında hiçbir fikrim olmadığı halde olur dedim. Arkadaşım E.'nin bir katakulliye getirerek geçen sene bizleri Hey Douglas! konserine götürmesinden beri daha açık fikirliyim bilmediğim müzisyenler karşısında, hayatımın en eğlenceli gecelerinden biriydi. Neyse Can Gox konserinin olduğu gün Cermodern'de bir de Rum yemekleri etkinliğinin olduğunu görüp ona da gitmeye karar verdik.

Yemeklerle başlıyorum. 

 Menü şöyleydi:
- Kişnişli Patlıcan Çorbası
- Rum Usulü Kaşıkta Fasülye Pilaki
- Rum Usulü Kaşıkta Mücver
- Rum Usulü Kaşıkta Kuru Bezelye Favası
- Rum Usulü Kaşıkta Girit Lokumu
- Greek Salata
- Ana Yemek: Rum Usülü Ayvalı Et Yemeği veya Ahtapot Bayıldı
- Sütlü Balkabağı Tatlısı

Patlıcan çorbasına bayıldım benim alıştığım çorbalara göre biraz fazla koyu kıvamlı bulsam da çok lezzetliydi. Zannediyorum köz patlıcanla yapılmıştı.
Başlangıçlarda aslında öyle çok bilmediğimiz bir şey yoktu. Bakladan hiç hoşlanmadığım için bezelyeden yapılmış fava oldukça hoşuma gitti. Greek salata, zeytin ve peynirli iri doğranmış domates, biber, salatalık ve soğandan oluşuyordu. Birkaç dal taze kekikle beraber.
Soldaki minnoş tabakta minnoş başlangıçlar
Şimdi benim açımdan zurnanın zırt dediği yere geliyoruz. Vejetaryen olduğumu rezervasyon yaparken söylemiştim. Bana fırında falafel yapabileceklerini söylemişlerdi, sağ olsunlar. Blogdaşım N. bir Rum yemekleri gecesini Orta Doğululaştırdığım için benimle eğlense de bir çözüm bulunduğuna sevinmiştim. Fırında falafel nasıl olur ki sorusunu aklıma hiç getirmemiştim niyeyse. Lübnanlıların bir bildiği olduğunu önüme fırınlanmış falafeller gelince anladım. Böyle fava  kıvamında nohut topları düşünün. Çatalı değdirdiğiniz anda paramparça oluyor. Üzerine de tahin gezdirilmiş, sonra da üzerilerine yarımşar ceviz konulmuştu. Tabandaki pancar ezmesinden de hiç hoşlanmadım, marmelat yiyormuşum gibi geldi.

A.'nın ahtapot bayıldısı (!)
 A. ise solda fotoğrafını gördüğünüz ahtapotundan oldukça memnun ayrıldı. Fakat orada da ufak bir tuhaflık vardı. Menüde ahtapot bayıldı yazıyordu; fakat gelen beğendili bir ahtapottu. Şimdi yazarken aklıma geldi de acaba Rumlarda farklı adlandırılıyor olabilir mi diye. Bilemiyorum. Neyse en azından A. ana yemeğini sevdi. Sütlü balkabağı tatlısı ise, oldukça lezzetli bir muhallebinin üzerine balkabağı püresi eklenerek yapılmıştı. Onun üzerine de ceviz serpmişlerdi. Yemeğin üzerine bir de kahve içesimiz vardı ama konsere yetişmek için apar topar kalktık; sonra konser alanında iki saat kadar bekledik ama onu o an bilemezdik elbette.
Aykut Öz'ün Cermodern'deki kent hayvanları
neon heykeli. Çok sevimli buldum.

Yemekler böyleyken böyle. Zurnanın herkes için zırt dediği yere geliyorum. Cermodern'deki bu etkinlik serisinin adı Mutfak Kitaplığı. İtiraf ediyorum ki, bu kısmına çok dikkat etmemiştim. Zaten dikkat etsem de bir şey değişmezdi; yemekle ilgili kitapları ve yemek kitapların çok severim. Neyse, gecenin kitabı ise Meri Çevik Simyonidis'in "İstanbul’um: Tadım-Tuzum Hayatım"kitabıydı. Meri Hanım, konuşmasına Ankara'yı ve Ankaralıları gömerek başladı. Bu tür bir burada etkinlik ilgi çeker mi emin olamadan geldim dedi. Dinleyicilere laf çarparak başlamak oldukça hoş bir yöntem. Yemek yediğimiz süre boyunca yaklaşık bir buçuk saat boyunca durmaksızın konuştu. Kitabını alıp okumak için içimde herhangi bir istek de uyandırmadı; zira zannediyorum kitabın çoğunu okudu yan masadan birinin söylediği üzere. Rum mutfağı ile ilgili pek bir şey kalmadıysa da aklımda Meri Hanım'ın özgeçmişine oldukça hakimim. Atina'da Aristotales Üniversitesi'nde felsefe okuduğunu, annesinin Niğdeli olduğunu ve 23 yıl İstanbul'daki Yunan konsolosluğunda çalıştığını öğrendim. A.'nın yorumu; bir Niğdeli tarafından ezildiğimiz oldu. Bir de Pelit pastanesinin sahiplerinin Rum olduğunu öğrendik.
Not: Yemek fotoğraflarımın dandikliği için özür dilerim. Yemek fotoğrafı çekmeye feci utandığım için açı ayarlamak için ayağa falan kalkmadım. N. kendisi gelemediği için yemek fotoğrafı çekme görevi vermişti bana, sırf çekmiş olmak için çektim.
Part II - Can Gox'ta görüşmek üzere.
Ç. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Variante Breakfast & Coffee'de kahvaltı + Mazi Antika Cafe'de kahve

Variante 'yi bir gece kapalı olduğu bir saatte gördüm, logosu falan hoşuma gitti. Derken haftasonu gitmeye çalışma gafletinde bulunduk, rezervasyon gerekmekteymiş.* Hafta içi olunca boştu, sonra iki masa doldu ve tosun bir kedi geldi. Mekan tabelasından başlayarak oldukça hoş. Servis kasecikleri neşeli çiçekli şeyler. Hatta porselen kaşıklar geliyor, onlar bile desenli. Yani ortamı beğendik. Tek sıkıntı, dükkanın caddenin sabah güneşi alan tarafında olması. Epey bunaldık otururken, esmiyordu zira. Yemelere gelince, biz iki kişilik kahvaltı istedik, 55 TL. Gayet doyurucu, fiyat - lezzet - porsiyon dengeli. Kahvaltı şunlardan mürekkep: 5-6 çeşit peynir (hepsi lezzetli ancak olağanüstü değil) , yeşil-siyah zeytin, salata (evet söğüş değil adeta bir salata), salam (biz geri gönderdik), pişi, sigara böreği, domates ezmesi gibi bir şey, istediğiniz şekilde yumurta (biz omlet gibi istedik, gayet iyi pişmiş olması ziyadesiyle memnun etti), fındık kreması, tereyağ, vişne? reçeli (kava...

URUMÇİ UYGUR RESTAURANT

 Urumçi Uygur Restoranı denedik. Dostlar, midenizde salça ve sarımsağa yer açın ! Uzak doğu mutfağındaki eksik salçayı bulmuş koymuşlar ! Yediklerimiz: 1- Acılı patates (resmi yok) 2- Patlıcan ve fasulye kavurması 3- Nefis sebzeli et 4- Buharda pişmiş ekmek Sofraya oturur oturmaz da bir termos çay getiriyorlar. Bildiğiniz düz çay. Hani yeşil çay filan olsa daha iyi olurdu... Öncelikle, genel olarak memnun kaldığımızı belirtmeliyiz. Porsiyonlar büyük ve doyurucu. 4 kişi bunlarla fazlasıyla doyduk. Lezzete gelince, sebzeler güzel ve tatları aynıydı (salça ve sarımsak onları birleştirmişti), Asya usulü diriydi, hoşumuza gitti. Ekmek, hayatınızda görebileceğiniz en beyaz ekmek olabilir. Ayrıca tuzsuz idi. Yemeğin tadını dengeledi. Etli sebze yemeğinin içinde değişik bir mantar vardı, çiğne çiğne bitmez. Toplamda 76 TL ödedik. Bir daha gider miyiz? Evet ! Not: Çıkışta bi' büfeden naneli sakızınızı şekerinizi alın deriz. Ç.&N.

Bir zamanlar okuduklarımdan neleri not almışım?

(Şu an neler okuduğumu yazmaya üşeniyorum.) On yıl kadar önce okuduğum edebiyat kitaplarından hoşuma giden alıntıları bir defterde toplamaya başladım. Bunları bazısı ara ara aklıma düşer, bazısını deftere göz gezdirdikçe hatırlarım. Defterimi karıştırıp bazı alıntıları seçip yazmaya karar verdim. Çünkü bu aralar bir kitap yazısı yazmam gerekiyor. Karman çorman bir sürü şeyi bir arada okuduğumdan biraz zor geliyor şu an zihnimi toplayıp onu yazmak. Onun yerine halihazırda derli toplu olan bir şeylerden yazmayı tercih ettim. "Baharın nasıl bir şiddet içerdiğini fark ediyor musun sen de Çetin?" Baharın nasıl bir şiddet içerdiğini fark ediyor musun sen de Çetin? Bahar beni kendisine karşılık vermeye zorluyor. Her çiçeğine karşı bir çiçek, ılık esintilerine karşılık ciğerlerimden ılık bir nefes istiyor... Parlaklığına, hafifliğine, coşkusuna karşılık vermem gerekiyor. Bahar sunduğu her şeyi yaşamaya zorlayarak bana şiddet uyguluyor. Barış Bıçakçı, Bizim Büyük Çaresizliğimi...