Arkadaşım A. geçenlerde Can Gox konserine gitmek istediğini söyledi. Ben de müziği hakkında hiçbir fikrim olmadığı halde olur dedim. Arkadaşım E.'nin bir katakulliye getirerek geçen sene bizleri Hey Douglas! konserine götürmesinden beri daha açık fikirliyim bilmediğim müzisyenler karşısında, hayatımın en eğlenceli gecelerinden biriydi. Neyse Can Gox konserinin olduğu gün Cermodern'de bir de Rum yemekleri etkinliğinin olduğunu görüp ona da gitmeye karar verdik.
Menü şöyleydi:
A. ise solda fotoğrafını gördüğünüz ahtapotundan oldukça memnun ayrıldı. Fakat orada da ufak bir tuhaflık vardı. Menüde ahtapot bayıldı yazıyordu; fakat gelen beğendili bir ahtapottu. Şimdi yazarken aklıma geldi de acaba Rumlarda farklı adlandırılıyor olabilir mi diye. Bilemiyorum. Neyse en azından A. ana yemeğini sevdi. Sütlü balkabağı tatlısı ise, oldukça lezzetli bir muhallebinin üzerine balkabağı püresi eklenerek yapılmıştı. Onun üzerine de ceviz serpmişlerdi. Yemeğin üzerine bir de kahve içesimiz vardı ama konsere yetişmek için apar topar kalktık; sonra konser alanında iki saat kadar bekledik ama onu o an bilemezdik elbette.
Yemekler böyleyken böyle. Zurnanın herkes için zırt dediği yere geliyorum. Cermodern'deki bu etkinlik serisinin adı Mutfak Kitaplığı. İtiraf ediyorum ki, bu kısmına çok dikkat etmemiştim. Zaten dikkat etsem de bir şey değişmezdi; yemekle ilgili kitapları ve yemek kitapların çok severim. Neyse, gecenin kitabı ise Meri Çevik Simyonidis'in "İstanbul’um: Tadım-Tuzum Hayatım"kitabıydı. Meri Hanım, konuşmasına Ankara'yı ve Ankaralıları gömerek başladı. Bu tür bir burada etkinlik ilgi çeker mi emin olamadan geldim dedi. Dinleyicilere laf çarparak başlamak oldukça hoş bir yöntem. Yemek yediğimiz süre boyunca yaklaşık bir buçuk saat boyunca durmaksızın konuştu. Kitabını alıp okumak için içimde herhangi bir istek de uyandırmadı; zira zannediyorum kitabın çoğunu okudu yan masadan birinin söylediği üzere. Rum mutfağı ile ilgili pek bir şey kalmadıysa da aklımda Meri Hanım'ın özgeçmişine oldukça hakimim. Atina'da Aristotales Üniversitesi'nde felsefe okuduğunu, annesinin Niğdeli olduğunu ve 23 yıl İstanbul'daki Yunan konsolosluğunda çalıştığını öğrendim. A.'nın yorumu; bir Niğdeli tarafından ezildiğimiz oldu. Bir de Pelit pastanesinin sahiplerinin Rum olduğunu öğrendik.
Not: Yemek fotoğraflarımın dandikliği için özür dilerim. Yemek fotoğrafı çekmeye feci utandığım için açı ayarlamak için ayağa falan kalkmadım. N. kendisi gelemediği için yemek fotoğrafı çekme görevi vermişti bana, sırf çekmiş olmak için çektim.
Part II - Can Gox'ta görüşmek üzere.
Ç.
Yemeklerle başlıyorum.
Menü şöyleydi:
- Kişnişli Patlıcan Çorbası
- Rum Usulü Kaşıkta Fasülye Pilaki
- Rum Usulü Kaşıkta Mücver
- Rum Usulü Kaşıkta Kuru Bezelye Favası
- Rum Usulü Kaşıkta Girit Lokumu
- Greek Salata
- Ana Yemek: Rum Usülü Ayvalı Et Yemeği veya Ahtapot Bayıldı
- Sütlü Balkabağı Tatlısı
Patlıcan çorbasına bayıldım benim alıştığım çorbalara göre biraz fazla koyu kıvamlı bulsam da çok lezzetliydi. Zannediyorum köz patlıcanla yapılmıştı.
Başlangıçlarda aslında öyle çok bilmediğimiz bir şey yoktu. Bakladan hiç hoşlanmadığım için bezelyeden yapılmış fava oldukça hoşuma gitti. Greek salata, zeytin ve peynirli iri doğranmış domates, biber, salatalık ve soğandan oluşuyordu. Birkaç dal taze kekikle beraber.
| Soldaki minnoş tabakta minnoş başlangıçlar |
Şimdi benim açımdan zurnanın zırt dediği yere geliyoruz. Vejetaryen olduğumu rezervasyon yaparken söylemiştim. Bana fırında falafel yapabileceklerini söylemişlerdi, sağ olsunlar. Blogdaşım N. bir Rum yemekleri gecesini Orta Doğululaştırdığım için benimle eğlense de bir çözüm bulunduğuna sevinmiştim. Fırında falafel nasıl olur ki sorusunu aklıma hiç getirmemiştim niyeyse. Lübnanlıların bir bildiği olduğunu önüme fırınlanmış falafeller gelince anladım. Böyle fava kıvamında nohut topları düşünün. Çatalı değdirdiğiniz anda paramparça oluyor. Üzerine de tahin gezdirilmiş, sonra da üzerilerine yarımşar ceviz konulmuştu. Tabandaki pancar ezmesinden de hiç hoşlanmadım, marmelat yiyormuşum gibi geldi.
![]() |
| A.'nın ahtapot bayıldısı (!) |
| Aykut Öz'ün Cermodern'deki kent hayvanları neon heykeli. Çok sevimli buldum. |
Yemekler böyleyken böyle. Zurnanın herkes için zırt dediği yere geliyorum. Cermodern'deki bu etkinlik serisinin adı Mutfak Kitaplığı. İtiraf ediyorum ki, bu kısmına çok dikkat etmemiştim. Zaten dikkat etsem de bir şey değişmezdi; yemekle ilgili kitapları ve yemek kitapların çok severim. Neyse, gecenin kitabı ise Meri Çevik Simyonidis'in "İstanbul’um: Tadım-Tuzum Hayatım"kitabıydı. Meri Hanım, konuşmasına Ankara'yı ve Ankaralıları gömerek başladı. Bu tür bir burada etkinlik ilgi çeker mi emin olamadan geldim dedi. Dinleyicilere laf çarparak başlamak oldukça hoş bir yöntem. Yemek yediğimiz süre boyunca yaklaşık bir buçuk saat boyunca durmaksızın konuştu. Kitabını alıp okumak için içimde herhangi bir istek de uyandırmadı; zira zannediyorum kitabın çoğunu okudu yan masadan birinin söylediği üzere. Rum mutfağı ile ilgili pek bir şey kalmadıysa da aklımda Meri Hanım'ın özgeçmişine oldukça hakimim. Atina'da Aristotales Üniversitesi'nde felsefe okuduğunu, annesinin Niğdeli olduğunu ve 23 yıl İstanbul'daki Yunan konsolosluğunda çalıştığını öğrendim. A.'nın yorumu; bir Niğdeli tarafından ezildiğimiz oldu. Bir de Pelit pastanesinin sahiplerinin Rum olduğunu öğrendik.
Not: Yemek fotoğraflarımın dandikliği için özür dilerim. Yemek fotoğrafı çekmeye feci utandığım için açı ayarlamak için ayağa falan kalkmadım. N. kendisi gelemediği için yemek fotoğrafı çekme görevi vermişti bana, sırf çekmiş olmak için çektim.
Part II - Can Gox'ta görüşmek üzere.
Ç.


Yorumlar
Yorum Gönder