Ana içeriğe atla

CUMA GİBİ BİR ÇARŞAMBA GECESİ: Part II - Can Gox

Sayın Gox ile ilgisi yok. Konser çıkışı Tunus Caddesi'nde
bir duvarda gördüğümüz Kim Jong Un resmi. Konserde resim
çekmek aklıma gelmediği için bunu seçtim. 
Pazar akşamı gibi geçen Cuma ve Cumartesi akşamlarından sonra gerçek bir Pazar akşamı Cuma gibi geçen Çarşamba’nın ikinci kısmını yazmaya oturdum sonunda.
Arkadaşım A., Can Gox konserine gitmek istediğini söyleyene kadar kendisinin var olduğu haricinde hiçbir fikrim yoktu hakkında. Ama bir denemeye karar verdim. Konsere birkaç gün kala ev ödevimi yerine getirip dinlemeye başladığımda sevdim.
Çarşamba günü Part I’de anlattığım yemekten apar topar çıkıp 6.45’e geldik. Ama gereğinden yarım saat kadar erken gelmişiz, beklerken çalan müzikler de gerçekten kötüydü; Türkçe pop/rock şarkıların dans versiyonları gibi şeyler. Tuvaletlerde ise Queen, AC/DC falan çalıyordu, güzel müziğin çaldığı yer tuvalet olmasa orada beklemek kulaklarım için daha cazipti. 6.45’e daha önce gitmiştim ama çok kalabalık bir zamandı, içeriyi hiç hatırlamadığımı fark ettim. Beklerken epeyce vaktim oldu incelemek için, duvarlarda yazılı Kaybedenler Kulübü muhabbetleri çok lüzumsuz geldi.
Konsere gelince, seyirciyi başta biraz donuktu. Seyircinin donuk ve/veya ilgisiz olması hep biraz sıkıntı yaratır içimde. Sahnedeki müzisyenlerin üzüleceğini düşünürüm. Mesela daha önce gittiğim Beirut konserinde insanlar aralarında o kadar çok konuşuyordu ki müziği duymakta zorlanıp, çok öfkelenmiştim. Neyse Çarşamba’ya dönecek olursak, Can Gox da seyircileri canlandırmak için çabalamak durumunda kaldı başlarda, sonradan seyirci toparlanınca ortam da daha neşeli oldu. Hatta Can Gox’un çabalarını sevimli bulmakla beraber, biraz lisede sınıfın ilgisini canlandırmak için çok da komik olmayan espriler yapan hocalara benzettim. Bir de çıkışta mekan çalışanlarına teşekkür etmesi hoşuma gitti, yeri gelmiş gibi olmuşken ekleyeyim.
Bolca cover çaldılar konserde. Coverların bu kadar çok sevilmesi kafamı kurcalıyor biraz. Kendimi de cover sevgisinin dışında tutmuyorum zaten. Yani şarkıların tanıdık olması sevdiriyor elbette ama yani bu kadar mı az yeni ve güzel şey üretiliyor da bunlara bu kadar sarıyoruz diye merak ediyorum. Mesela tamamen cover yapan ve geçen Cumartesi beş veya altıncı kez izlediğim Hey Douglas’la Can Gox’un çaldığı dört cover’ın aynı olması tesadüften ibaret olmasa gerek (Estarabim, Uzun İnce Bir Yoldayım, Sigaramın Dumanı ve şimdi ne olduğunu hatırlamadığım bir tane daha.).
Bu konserde dinlemenin beni en çok sevindirdiği cover Kum Gibi oldu. İlk kez çalmışlar bir konserde. Çok da beğendim. Konser sırasında coşkuyla dinledim ama bir yandan da hüzünlendim. Bütün seyirciyi bu kadar etkileyip coşturan bu şarkıyı canlı olarak asla Ahmet Kaya’dan dinleyemeyecek olmamıza hüzünlendim. Sonra da bu hüzne sebep olan koşulların hepsine yine çok öfkelendim.
Can Gox’un kendi şarkılarından da çaldılar haliyle. Onları da sevmiştim zaten ödevimi yaparken. 2013’te çıkmış bir albümü var. Sanırım seyirci coverları daha çok seviyor. Muhtemelen tembellikten. Onlar ödevlerini yapmamış. A. Can Gox’un kendi şarkılarını coverlardan daha çok sevdiğini söyledi. Sanırım seyircinin çoğuyla hemfikir değil.
Konserde seyirci demografisi çok hoşuma gitti. Onu da eklemeden edemeyeceğim. Artık 20’li yaşların sonunda gece dışarı çıktığımızda çoğu zaman kendimizi ortamdaki en yaşlılarda olarak buluyoruz. Bu sefer ortada bir yerde kalmış olabiliriz. Belki de küçük kuzucuklar hafta içi çıkmayı tercih etmemişlerdir, Can Gox’un coverları da daha yaşlıları çekiyor olabilir tabi.
Can Gox bir kez daha geldiğinde yine giderim, umarım bu sefer hafta sonuna denk gelir. Daha rahat ederim ve sonrasında da bir şeyler yapmak mümkün olur. 20’lerimin sonunda olmakla beraber aynı masalı tekrar tekrar okutan ve aynı çizgi filmi tekrar tekrar açtıran bir okul öncesi çocuk gibiyim konserlere gelince. Aynı kişiyi tekrar tekrar izlemeyi seviyorum. Umarım 30+ üstü seyirci bizi yalnız bırakmaz yine.
Ç.

Yorumlar

  1. arkadaşlar ben olayı yaşamış biri olarak hikayenin tamamen gerçek olduğunu ifade etmek isterim. o gece yaşananlar son derece güzel anlatılmış. A.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Variante Breakfast & Coffee'de kahvaltı + Mazi Antika Cafe'de kahve

Variante 'yi bir gece kapalı olduğu bir saatte gördüm, logosu falan hoşuma gitti. Derken haftasonu gitmeye çalışma gafletinde bulunduk, rezervasyon gerekmekteymiş.* Hafta içi olunca boştu, sonra iki masa doldu ve tosun bir kedi geldi. Mekan tabelasından başlayarak oldukça hoş. Servis kasecikleri neşeli çiçekli şeyler. Hatta porselen kaşıklar geliyor, onlar bile desenli. Yani ortamı beğendik. Tek sıkıntı, dükkanın caddenin sabah güneşi alan tarafında olması. Epey bunaldık otururken, esmiyordu zira. Yemelere gelince, biz iki kişilik kahvaltı istedik, 55 TL. Gayet doyurucu, fiyat - lezzet - porsiyon dengeli. Kahvaltı şunlardan mürekkep: 5-6 çeşit peynir (hepsi lezzetli ancak olağanüstü değil) , yeşil-siyah zeytin, salata (evet söğüş değil adeta bir salata), salam (biz geri gönderdik), pişi, sigara böreği, domates ezmesi gibi bir şey, istediğiniz şekilde yumurta (biz omlet gibi istedik, gayet iyi pişmiş olması ziyadesiyle memnun etti), fındık kreması, tereyağ, vişne? reçeli (kava...

URUMÇİ UYGUR RESTAURANT

 Urumçi Uygur Restoranı denedik. Dostlar, midenizde salça ve sarımsağa yer açın ! Uzak doğu mutfağındaki eksik salçayı bulmuş koymuşlar ! Yediklerimiz: 1- Acılı patates (resmi yok) 2- Patlıcan ve fasulye kavurması 3- Nefis sebzeli et 4- Buharda pişmiş ekmek Sofraya oturur oturmaz da bir termos çay getiriyorlar. Bildiğiniz düz çay. Hani yeşil çay filan olsa daha iyi olurdu... Öncelikle, genel olarak memnun kaldığımızı belirtmeliyiz. Porsiyonlar büyük ve doyurucu. 4 kişi bunlarla fazlasıyla doyduk. Lezzete gelince, sebzeler güzel ve tatları aynıydı (salça ve sarımsak onları birleştirmişti), Asya usulü diriydi, hoşumuza gitti. Ekmek, hayatınızda görebileceğiniz en beyaz ekmek olabilir. Ayrıca tuzsuz idi. Yemeğin tadını dengeledi. Etli sebze yemeğinin içinde değişik bir mantar vardı, çiğne çiğne bitmez. Toplamda 76 TL ödedik. Bir daha gider miyiz? Evet ! Not: Çıkışta bi' büfeden naneli sakızınızı şekerinizi alın deriz. Ç.&N.

Bir zamanlar okuduklarımdan neleri not almışım?

(Şu an neler okuduğumu yazmaya üşeniyorum.) On yıl kadar önce okuduğum edebiyat kitaplarından hoşuma giden alıntıları bir defterde toplamaya başladım. Bunları bazısı ara ara aklıma düşer, bazısını deftere göz gezdirdikçe hatırlarım. Defterimi karıştırıp bazı alıntıları seçip yazmaya karar verdim. Çünkü bu aralar bir kitap yazısı yazmam gerekiyor. Karman çorman bir sürü şeyi bir arada okuduğumdan biraz zor geliyor şu an zihnimi toplayıp onu yazmak. Onun yerine halihazırda derli toplu olan bir şeylerden yazmayı tercih ettim. "Baharın nasıl bir şiddet içerdiğini fark ediyor musun sen de Çetin?" Baharın nasıl bir şiddet içerdiğini fark ediyor musun sen de Çetin? Bahar beni kendisine karşılık vermeye zorluyor. Her çiçeğine karşı bir çiçek, ılık esintilerine karşılık ciğerlerimden ılık bir nefes istiyor... Parlaklığına, hafifliğine, coşkusuna karşılık vermem gerekiyor. Bahar sunduğu her şeyi yaşamaya zorlayarak bana şiddet uyguluyor. Barış Bıçakçı, Bizim Büyük Çaresizliğimi...