Ana içeriğe atla

Bu aralar neler dinliyorum?

Fikret Mualla - Cazcılar
Başlıktaki sorunun cevabı Jazz değil. Görsel yanıltıcı olmasın.  N.'ye nazire olarak benim de aklıma böyle bir şey yazmak geldi. Bundan sonra dönüşümlü olarak her ay birimiz ne dinlediğimizi birimiz ne okuduğumuzu yazalım diyoruz. 

Bu yazıyı aslında Ayvalık’taki emeklilik provamın devamını anlattıktan sonra yazacaktım ama bir teknik aksilik sebebiyle onu erteliyorum. Dinlediğim müzikler de emeklilik provamdan bağımsız sayılmaz zaten, çoğu yolda dinlediklerimizden oluşuyor. Grup/müzisyen olarak sıralama yapacağım, tek tek albümler yerine. Listedekilerden bir de playlist yaptım. Blogumuzdan dev hizmet! Link'e tıklayınız anacığım. 

Veyasin/Hey Douglas: Cuma gecesi artık kaçıncı kez bilmiyorum yine konserine gittim. Aslında birkaç kez kendilerine küsmüş, bir daha gitmeme kararı almıştık ama dayanamıyoruz. İkinci konserlerinden sonra Bestekar'daki tavuk-pilavcıda denk gelince, kendilerine arkadaşımın düğününde çalmaları ricasında bulundum, reddedildik. :D Daha sonra da minnacık if'te konser çıkışı grup elemanlarına yol açmak için bodyguard'lar bizi iteledi, yine küsmüştük. Ama dayanamadık dediğim gibi. Ankara Rüzgarı ile Darıldım arasında kaldım, playlist'e Ankara Rüzgarını aldım, madem ki olaylar Ankara'da geçiyor. 

Gaye Su Akyol: TSM melodileri ile uzaylı hayvanlı sözlerin tuhaf ve ilginç bir birleşimi. Albüm isimleri Hologram İmparatorluğu ve Develerle Yaşıyorum size bir fikir verebilir sözler hakkında. Bir yandan kendisini dinlettiriyor, ama bazen de şöyle tuttuğunu koparan bir ses dinlemek istiyorum, fazla mırıl mırıl geliyor. Sevmedim diyemem ama tam da sevemedim. A. ile konserine gitmeyi planladığımızdan dinlemiştim biraz, sonra gitmedik. Yolda da biraz dinledik. Daha da dinler miyim emin değilim. Dilime dolandığı için Biliyorum şarkısını ekledim, sözleri bayağı normal.

Of Monsters and Men: Tuhaf söz mü lazım? Of Monsters and Men aradığınız grup. “Jumping up and down the wall my head is an animal.” Indieciler sever, tavsiye ederim. Zaten yolda da garip söz seviyorsan buyur buradan yak diye açtım.

Travis: Dinledikçe zamanın akış hızına şaşıp kalıyorum. 2003 çıkışlı 12 Memories’i lise birdeyken sürekli dinlerdim. Bayağı geç bir aydınlanma yaşayarak Beautiful Occupation’un Irak Savaşı’yla ilgili olduğuna ayıldım. Yani savaşla ilgisini fark etmiştim de zamanlamanın oraya denk geldiğine aymam 15 senemi aldı. 2008’deki Ode to J. Smith ve 2013’teki Where You Stand albümlerini pek sevmemiştim. 2016 çıkışlı Everything at Once’ı çok beğendim. Eğer siz de Travis’ten uzaklaştıysanız bu albüme bir şans verin. Idlewild, albümün en çok beğendiğim şarkısı.

Zülfü Livaneli: Çocukken yollarda ne çok dinlerdik ailemle. En sevdiğim albüm Ada’ydı bacak kadar veletken. Yıllardır dinlememiştim, yolculukta dinleyince bayağı nostalji oldu. Aklıma en sık gelen şarkısı Gözlerin’in dilime en çok dolanan kısmını yanlış bildiğimi fark ettim. “Bir kenti böylece bırakıp gitmek…” kısmını “şehri öylece” diye söylerim yıllardır.

Florance + The Machine: Lungs albümü çıktığında bir arkadaşım önermişti yıl 2009 veya 2010. O zaman pek sarmamıştı, beş altı ay önce abimin önerisine uyarak tekrar dinlemeyi denedim. O gün bugündür kendimi durduramıyorum. Ne dinlesem seçemediğim zaman aklıma ilk olarak Flo geliyor. Kesinlikle tavsiye ederim. Ben bu ara Drumming Song’a taktım esasen. Abimin bana dediği gibi, Dog Days Are Over’ı dinleyin onu severseniz zaten gerisi kendiliğinden gelir.

Gazapizm: "Bu hayatın heyecanı meyecanı yok!" Evde ip falan atlarken atarlı giderli Türkçe rep dinlemek çok iyi gidiyor. Ni.’nin eşi Ç. sporda koşarken dinlediğini söylemişti, onun üzerine başladım hakikaten çok gaz. Çukur dizisiyle hiçbir alakamız yoktur…

The Shins: Yıllardır çok severim, bir önceki Ports of Morrow albümünden pek hoşlanmamıştım. Ama en yeni albümleri Heartworms çok iyi bence. Indieseverlere duyurulur. Painting a Hole’u birkaç kez başa sarmadan duramıyorum.

Beck: Gece dışarı çıktığında Loser duyunca “Sooooy un perdador!” diye coşmayan pek azdır herhalde. Beck bir loser’dan çok daha fazlası bence. Guero (2005) albümünden beri çıkan tüm albümleri sevdim sanırım. 2017 çıkışlı Colors albümü de dahil. Dear Life, bu albümün en çok mırıldandığım şarkısı. Beck'in Scientologist olduğunu hatırlamamaya çalışıyorum dinlerken.

Ahmet Kaya: Özellikle gidiş yolunda bol bol dinledik. Bu arada Ülkü Tamer’in ölümünden sonra öğrendim ki; Ahmet Kaya’nın “Çek Mustafa Çek” şarkısının sözleri kısmen Pedro Shimose’un Bir Küçük Burjuvanın Süperakademikrealsitik Şiiri’ndenmiş ve çevirisini Ülkü Tamer yapmış. Playlist'e çok sevdiğim "Gaş Gabah" türküsünü aldım. 

Kardeş Türküler: Hem gidişte hem de dönüşte epeyce dinledik. Genelde karışık çalıp depresif olan türküleri atlamak suretiyle dinliyoruz. İstanbul'da dev konserler verip Ankara'ya gelmemelerine biraz içerliyorum. En son çıkan Yol albümlerinden çok beğendiğim Çerkes türküsü "Kayseri Ğogum"u ekledim, bu hüzünlü yapacak bir şey yok.

Umarım playlistim seveceğiniz bir şeylerle tanışmanızı veya unuttuğunuz bir şeyleri hatırlamanızı sağlar.
***
Son zamanlarda dinlediklerimden playlist’e şu veya bu sebeple giremeyenler:

Arctic Monkeys: Nedense kendime Arctic Monkeys pek sevmem diye bir görüş uydurmuşum, niye sevmeyeyim ya diye tekrar dinlemeye başladım. Gayet de seviyorum. Spesifik bir şarkı gelmedi aklıma. Arctic Monkeys’in vokali Alex Turner’ın diğer grubu The Last Shadow Puppets, daha karanlık sound’lu, onu çok severim.  

Soffi Tukker: Sırf Drinkee şarkısını sevdiğim için, Treehouse adlı albümüne denk gelince dinledim. Not my cup of tea.

Santana: Santana’yı hiç sevmem, yolda istek üzerine açtım. Bu sayede en azından sevmeme nedenimi buldum: vijüüv vijüüv gitar tonu.

The Decemberists: Epeydir dinlerim, yeni albümlerine bir bakayım dedim. 2018 çıkışlı I’ll Be Your Girl beni pek sarmadı.

Heijan: Burası Bağcılar, welcome to cehennem rattatattata! Kendisini madde kullanımını teşvik ettiği gerekçesiyle gözaltına alınmasından hatırlayabilirsiniz. Bu gözaltı işe yaramış olacak ki en son madde bağımlılığı karşıtı şarkı yapmış. Bağcılar repçisi. Artık youtube sayfasından kaldırılmış olan şarkıları çok komik geliyor, bunları Soundcloud’da hala bulabilirsiniz. Muti adlı testere sesli arkadaşıyla yaptığı yeni şarkılarından hiç hoşlanmadım. 

Ç.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Variante Breakfast & Coffee'de kahvaltı + Mazi Antika Cafe'de kahve

Variante 'yi bir gece kapalı olduğu bir saatte gördüm, logosu falan hoşuma gitti. Derken haftasonu gitmeye çalışma gafletinde bulunduk, rezervasyon gerekmekteymiş.* Hafta içi olunca boştu, sonra iki masa doldu ve tosun bir kedi geldi. Mekan tabelasından başlayarak oldukça hoş. Servis kasecikleri neşeli çiçekli şeyler. Hatta porselen kaşıklar geliyor, onlar bile desenli. Yani ortamı beğendik. Tek sıkıntı, dükkanın caddenin sabah güneşi alan tarafında olması. Epey bunaldık otururken, esmiyordu zira. Yemelere gelince, biz iki kişilik kahvaltı istedik, 55 TL. Gayet doyurucu, fiyat - lezzet - porsiyon dengeli. Kahvaltı şunlardan mürekkep: 5-6 çeşit peynir (hepsi lezzetli ancak olağanüstü değil) , yeşil-siyah zeytin, salata (evet söğüş değil adeta bir salata), salam (biz geri gönderdik), pişi, sigara böreği, domates ezmesi gibi bir şey, istediğiniz şekilde yumurta (biz omlet gibi istedik, gayet iyi pişmiş olması ziyadesiyle memnun etti), fındık kreması, tereyağ, vişne? reçeli (kava...

URUMÇİ UYGUR RESTAURANT

 Urumçi Uygur Restoranı denedik. Dostlar, midenizde salça ve sarımsağa yer açın ! Uzak doğu mutfağındaki eksik salçayı bulmuş koymuşlar ! Yediklerimiz: 1- Acılı patates (resmi yok) 2- Patlıcan ve fasulye kavurması 3- Nefis sebzeli et 4- Buharda pişmiş ekmek Sofraya oturur oturmaz da bir termos çay getiriyorlar. Bildiğiniz düz çay. Hani yeşil çay filan olsa daha iyi olurdu... Öncelikle, genel olarak memnun kaldığımızı belirtmeliyiz. Porsiyonlar büyük ve doyurucu. 4 kişi bunlarla fazlasıyla doyduk. Lezzete gelince, sebzeler güzel ve tatları aynıydı (salça ve sarımsak onları birleştirmişti), Asya usulü diriydi, hoşumuza gitti. Ekmek, hayatınızda görebileceğiniz en beyaz ekmek olabilir. Ayrıca tuzsuz idi. Yemeğin tadını dengeledi. Etli sebze yemeğinin içinde değişik bir mantar vardı, çiğne çiğne bitmez. Toplamda 76 TL ödedik. Bir daha gider miyiz? Evet ! Not: Çıkışta bi' büfeden naneli sakızınızı şekerinizi alın deriz. Ç.&N.

Bir zamanlar okuduklarımdan neleri not almışım?

(Şu an neler okuduğumu yazmaya üşeniyorum.) On yıl kadar önce okuduğum edebiyat kitaplarından hoşuma giden alıntıları bir defterde toplamaya başladım. Bunları bazısı ara ara aklıma düşer, bazısını deftere göz gezdirdikçe hatırlarım. Defterimi karıştırıp bazı alıntıları seçip yazmaya karar verdim. Çünkü bu aralar bir kitap yazısı yazmam gerekiyor. Karman çorman bir sürü şeyi bir arada okuduğumdan biraz zor geliyor şu an zihnimi toplayıp onu yazmak. Onun yerine halihazırda derli toplu olan bir şeylerden yazmayı tercih ettim. "Baharın nasıl bir şiddet içerdiğini fark ediyor musun sen de Çetin?" Baharın nasıl bir şiddet içerdiğini fark ediyor musun sen de Çetin? Bahar beni kendisine karşılık vermeye zorluyor. Her çiçeğine karşı bir çiçek, ılık esintilerine karşılık ciğerlerimden ılık bir nefes istiyor... Parlaklığına, hafifliğine, coşkusuna karşılık vermem gerekiyor. Bahar sunduğu her şeyi yaşamaya zorlayarak bana şiddet uyguluyor. Barış Bıçakçı, Bizim Büyük Çaresizliğimi...