Ana içeriğe atla

Ç'NİN EMEKLİLİK PROVASI PART II: OLAYLAR AYVALIK'TA DEVAM EDİYOR VE BİTİYOR.

2. günün higlight'ı Beyaz Yalı
İkinci gün kahvaltıdan sonra deniz kenarında yürüdük biraz. Azıcık suyun içinden de yürüdüm. Sanırım daha önce hiç çiçek açmış bir kumsal görmemiştim. Mor çiçekler ve papatyalar insanın yüzüne bir gülümseme konduruyor. Birkaç gün önce her yer yoncaymış, taylar gelmiş yemeye. Keşke denk gelebilseydik.

Alışveriş
Daha sonra S. Teyze’nin önerilerine uyarak Ayvalık’a alışverişe gittim. Dolmalık fıstık, Güler Pastanesinden acıbadem kurabiyesi, zeytin, zeytinyağı, sabun, zeytin kolonyası, severseniz kuru lor tatlısı buradan alınabilecek şeyler. Yine lor ve Ayvalık tulumu da alınabilir ama bozulmasından endişelendiğim için almadım. (Gediz, Demirci veya Darbuka’dan almamı önerdiler süt ürünlerini.) Zeytin ve zeytinyağını Kürşat’tan aldım. Ankara Kalesindeki Zeytinhane’de de bu markanın ürünlerini bulabilirsiniz. Sabun ve kolonyayı dolaşırken denk geldiğim Damlarca ve Cömert diye dükkanlardan aldım.

Tatlı + kahve faslı
İmren’de lor tatlısını deneyebilirsiniz, insanın genzini yakıyor şekeri, ama adet yerini bulsun diye yedim. Karadut dondurmasıyla beraber yemenizi öneririm. (5 TL)

Alışverişlerden ve tatlı faslından sonra gazetemi alıp yine Ares’e oturdum gazete okuyup kahve içmek için. Hem de acıkmayı beklemem gerekiyordu. Sandalyemin yanında sere serpe yatan bir köpüşü epey geç fark ettim. O kadar umursamadı ki varlığımı. Kalkamama yakın bir ana-kız oturacak yer arıyordu, kalkacağımı söyleyerek onları davet ettim. Biraz sohbet ettik havadan sudan. Genel olarak esnaf da konuşkan, ayrıca sokakta hapşırdığımda “İyi yaşa!” dedi birisi. Konuşkan insanlar vesselam, hem yerlisi hem de buraların havasından etkilenen tatilcisi için geçerli sanırım.
Çünkü emeklilik kahvelerde oyalanmayı gerektirir.

Biraz daha dolaştım kahveden sonra, tadını çok beğendiğim cibes otunu sordum ama bulamadım. Sabah hepsi satıldı dedi manavlardan bir tanesi. Sarıkız vardı ama onu sevmemiştim zaten. Beystone adlı bir incik boncukçudan birkaç tane kolye aldım. Fiyatlar turistik değil, Ankara’da Everybody’s :D Nişantaşı pazarındaki fiyatlar da böyle.

Mehmet Ustaaaağ!
Yeterince acıkacak kadar dolaştıktan sonra öğle yemeği için Mehmet Usta’nın esnaf lokantasına gittim. Burayı Eylül’de geldiğimde denemiştim ve tek kelimeyle şahaneydi tattığım her şey. Kabak çiçeği dolması yemeyi umuyordum ama herhalde henüz mevsimi değildi, yapmamışlardı. Enginar, semizotu, yaprak sarma ve iç bakladan oluşan bir tabak istedim yoğurt ile (25 TL). Normalde hiç sevmem baklayı ama Mehmet Usta’ya güvenip onu da denedim ve gerçekten sevdim bu sefer. Bu arada sokakta el arabalarında satılan devasa baklalara karta kaçmış bu baklaları niye satıyorlar ki diye bakıyordum, her şey aydınlandı, iç bakla için satıyorlarmış demek. Semizotu güzeldi, sarmalar mükemmeldi. Yalnız enginarı pek sevmedim, ılık servis edilmesine alışık olmadığım için, bir de saplı bıraktıklarından yemesi zor olduğu için. Bana yemek yapmayı öğret Mehmet Ustaaağ!!!

Beyaz Yalı'da manzara
Beyaz Yalı
Oradan kalkıp biraz dolaşmaya ve kahve ve bira içmek için S. Teyze’nin önerdiği Beyaz Yalı’yı aramaya koyuldum. Burası bir butik otelmiş ama kafe/lokanta olarak da oturmak mümkün. Kendisi burayı şöyle tanımlamıştı: “Bazen âşık olduğun bilinmesin istersin ama o kişiden herkese söz etmeden duramazsın ya, burası için de öyl
e hem kimse bilmesin, bana kalsın istiyorum bir yandan da herkese anlatmadan duramıyorum.” İyi ki kendisine saklamamış burayı. O kadar güzel bir manzarası var ki ve binanın kendisi de o kadar güzel ki… Burada oturup denizi seyrettim uzun uzun, biraz geleceğimi düşündüm.  Sonra dayanamayıp bu civardaki emlak fiyatlarına baktım sanki alabilecekmişim gibi. Kahvemi içeride içtim, içerisini de sevimli buldum dekoru biraz fazla karmaşık bulmakla beraber.  Bu arada Ayhan Sicimoğlu da bu otelde kalırmış, onu öğrendim.

Sarımsaklı’ya döndüm akşamüzeri, bu arada A.’nın işleri de bitmiş, biraz muhabbet ettikten sonra Ni.’nin annesi, teyzeleri ve anneannesiyle arabanın patlayan lastiğini yaptırmak üzere Ayvalık’a gittik yine (talihsizlikler peşimizi bırakmadı anlayacağınız). Biraz daha dolaştık, kumda pişirilen Girit leblebisi de ünlüymüş, bu turda biraz da ondan aldık. Akşam yemeğini otelde yedik, Ni.’nin ailesiyle muhabbet ederek.

Hisli duygular & teşekkürler
Ertesi gün de erkenden yola çıkıp Ankara’ya döndük. Aslında bu yolculuğa gelirken tereddütlerim vardı, en başta A.’nın o kadar uzun süre araba kullanmasına sebebiyet vermek olmak üzere. Ayvalık’a varınca aslında beni başka bir sorunun beklediğini anladım; buraya en son geldiğim Eylül ayında hakikaten kendimi hiç de iyi hissetmiyordum.  Buna rağmen çok güzel zaman geçirmiştim; hatta bu yaz öğrendim ki insanın ruh halinin kötü olmasıyla iyi vakit geçirmesi bazen bir arada olabiliyor. Ayvalık’a vardığımız gece odada yalnız kaldığım gibi o berbat ruh hali yine beni ele geçirdi, gelecek iki günü nasıl geçireceğimi bilemedim, hatta biraz pişman gibiydim. Ertesi sabah kalktığımda bundan geriye bir şey kalmamıştı. Güzel bir değişiklik oldu. A.’ya, Ni.’ye S. Teyze, V. Teyze ve N. Teyze’ye çok çok teşekkürler!

Çınar Otel & Palm Court 
Otelden en sonda söz ediyorum yazının içine yerleştiremediğim için. Çınar Otel’de kaldık. (***) Ön binada tüm odalardan deniz gözüküyor, perdeyi açık bırakırsanız uyandığınızda deniz görebilirsiniz. Ben tam karanlık sevdiğimden bunu yapmadım ama mümkün yani. Odalar tertemiz, yataklar acayip konforlu. Odalarda hiçbir eksik yoktu, örneğin kaldığım beş yıldızlı bir otelde duş bonesi isteyince gelmesi yarım saatten fazla sürmüştü; insan acelesi olunca hissediyor bu tür ufak tefek şeylerin eksikliğini. Yemekler çok lezzetli.  Otelin lobi müziği dikkat çekici derecede iyi seçilmiş. Denizin dibinde olduğunu da belirteyim bu arada. Ayrıca işletmeciler çok tatlı. Ayvalık’ta daha önce Palm Court’ta da kaldım, burası 2+1 düzende dairelerin olduğu bir apart otel. Odalar son derece zevkli döşenmiş, yani bir yazlık evim olsa direkt aynı mobilyaları isteyebilirim. Burası da tertemiz ve yine denizin dibinde.

Yine her zamanki gibi, daha çok fotoğraf için varsa şekliniz insta'ya bekleriz!

Yorumlar

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Variante Breakfast & Coffee'de kahvaltı + Mazi Antika Cafe'de kahve

Variante 'yi bir gece kapalı olduğu bir saatte gördüm, logosu falan hoşuma gitti. Derken haftasonu gitmeye çalışma gafletinde bulunduk, rezervasyon gerekmekteymiş.* Hafta içi olunca boştu, sonra iki masa doldu ve tosun bir kedi geldi. Mekan tabelasından başlayarak oldukça hoş. Servis kasecikleri neşeli çiçekli şeyler. Hatta porselen kaşıklar geliyor, onlar bile desenli. Yani ortamı beğendik. Tek sıkıntı, dükkanın caddenin sabah güneşi alan tarafında olması. Epey bunaldık otururken, esmiyordu zira. Yemelere gelince, biz iki kişilik kahvaltı istedik, 55 TL. Gayet doyurucu, fiyat - lezzet - porsiyon dengeli. Kahvaltı şunlardan mürekkep: 5-6 çeşit peynir (hepsi lezzetli ancak olağanüstü değil) , yeşil-siyah zeytin, salata (evet söğüş değil adeta bir salata), salam (biz geri gönderdik), pişi, sigara böreği, domates ezmesi gibi bir şey, istediğiniz şekilde yumurta (biz omlet gibi istedik, gayet iyi pişmiş olması ziyadesiyle memnun etti), fındık kreması, tereyağ, vişne? reçeli (kava...

URUMÇİ UYGUR RESTAURANT

 Urumçi Uygur Restoranı denedik. Dostlar, midenizde salça ve sarımsağa yer açın ! Uzak doğu mutfağındaki eksik salçayı bulmuş koymuşlar ! Yediklerimiz: 1- Acılı patates (resmi yok) 2- Patlıcan ve fasulye kavurması 3- Nefis sebzeli et 4- Buharda pişmiş ekmek Sofraya oturur oturmaz da bir termos çay getiriyorlar. Bildiğiniz düz çay. Hani yeşil çay filan olsa daha iyi olurdu... Öncelikle, genel olarak memnun kaldığımızı belirtmeliyiz. Porsiyonlar büyük ve doyurucu. 4 kişi bunlarla fazlasıyla doyduk. Lezzete gelince, sebzeler güzel ve tatları aynıydı (salça ve sarımsak onları birleştirmişti), Asya usulü diriydi, hoşumuza gitti. Ekmek, hayatınızda görebileceğiniz en beyaz ekmek olabilir. Ayrıca tuzsuz idi. Yemeğin tadını dengeledi. Etli sebze yemeğinin içinde değişik bir mantar vardı, çiğne çiğne bitmez. Toplamda 76 TL ödedik. Bir daha gider miyiz? Evet ! Not: Çıkışta bi' büfeden naneli sakızınızı şekerinizi alın deriz. Ç.&N.

Bir zamanlar okuduklarımdan neleri not almışım?

(Şu an neler okuduğumu yazmaya üşeniyorum.) On yıl kadar önce okuduğum edebiyat kitaplarından hoşuma giden alıntıları bir defterde toplamaya başladım. Bunları bazısı ara ara aklıma düşer, bazısını deftere göz gezdirdikçe hatırlarım. Defterimi karıştırıp bazı alıntıları seçip yazmaya karar verdim. Çünkü bu aralar bir kitap yazısı yazmam gerekiyor. Karman çorman bir sürü şeyi bir arada okuduğumdan biraz zor geliyor şu an zihnimi toplayıp onu yazmak. Onun yerine halihazırda derli toplu olan bir şeylerden yazmayı tercih ettim. "Baharın nasıl bir şiddet içerdiğini fark ediyor musun sen de Çetin?" Baharın nasıl bir şiddet içerdiğini fark ediyor musun sen de Çetin? Bahar beni kendisine karşılık vermeye zorluyor. Her çiçeğine karşı bir çiçek, ılık esintilerine karşılık ciğerlerimden ılık bir nefes istiyor... Parlaklığına, hafifliğine, coşkusuna karşılık vermem gerekiyor. Bahar sunduğu her şeyi yaşamaya zorlayarak bana şiddet uyguluyor. Barış Bıçakçı, Bizim Büyük Çaresizliğimi...