Ana içeriğe atla

Şu an ne okuyorum ?

by N.

Kendimi bildim bileli aynı anda birden fazla işle meşgul olmuşumdur. Bunun bir uzantısı olsa gerek, aynı andan birden fazla kitap okuma alışkanlığım var. “Şu an ne okuyorum” sorusunu cevaplamak için ordan burdan toplamam gerekti kitaplarımı. Çünkü bir kitap çantamda (metroda, dolmuşta okumak için), başka biri başucumda (yatmadan önce okumak için), ötekisi salondaki kanepede (evde spontane okumak için) vs. vs. Her bir kitabı ayrı bir mekanda ve zaman diliminde okuyorum. Bu aralar okuduğum toplamda 7 kitap var(mış): 

1.     Ben Buradan Okuyorum, Tim Parks (Metis Yayınları): Ç.’nin hediyesiydi. “Başladım, elimden bırakamadım”, demişti. Beni o kadar güçlü sarmadı; ama tam sıkıldığım zaman çok güzel bir deneme başladı, dolayısıyla tekrar ilgimi topladım. Kitap genel olarak edebiyat üzerine yazılardan oluşuyor. Mesela “Kitapları Neden Bitirelim”, “Telif Hakkı Önemli mi” veya “Para Daha İyi Yazmamızı Sağlar mı”, gibi gerek okurlara gerekse yazarlara dair ilgi çekici başlıklar var. Dili oldukça sade. Ancak kimi zaman tek bir satırlık fikri 3 sayfada anlattığını hissedip sıkıldığım bölümler oldu. Neredeyse bitmek üzere.
2.     İnsancıklar, Fyodor Dostoyevski (Can Yayınları): Klasikleri çok seven bir insan değilim; ama Dostoyevski’nin yeri başka. Bu kitabı neden bu kadar geç okudum, bilmiyorum. Makar Devuşkin ve "güvercinim" diye hitap ettiği Varvara Alekseyevna’nın mektuplaşmaları. Çok insani. Yer yer dokunaklı.  Sabri Gürses çevirmiş, çok duru ve temiz. Kitabı yarıladım sayılır. I love D.
3.     Nocturnes, Kazuo Ishiguro (Faber and Faber): Bu Capon asıllı yazarı “Beni Asla Bırakma” ile tanıdım. Çok etkilendiğim ve bence büyüleyici bir romandı. Nocturnes ise çok farklı bir tonda. Müzik üzerine basit ama güzel öykülerden oluşuyor. Cep boyutunda olduğu için bu aralar metroda bana eşlik ediyor.
4.     İslamın Yeni Kamusa Yüzleri, Nilüfer Göle (Metis Yayınları): Bir atölye çalışmasının çıktıları olan bu çalışma çok yazarlı bir kitap. İlk basımını 2000’de yapmış, dolayısıyla kimi bilgiler oldukça eskimiş, ama Türkiye’nin nasıl hızlı değiştiğini görmek bakımından okunabilir. Ben son zamanlarda seri halinde Nilüfer Göle okuyorum, bu kitap da birkaç aydır elimde. Bitirmeme henüz var.
5.     Herkes Kendi Hayatının Kahramanı, Gülcan Özer (Doğan Kitap): Henüz çok başlarında olduğum bu kitaba pek ısınamadım doğrusu. Yazar bir terapist. Yazılar genel olarak aşk, evlilik ve ilişkiler üzerine. Yarı edebi yarı kişisel gelişim tadında sanki. Sanırım bana biraz light geldi. Ya da Irvin Yalom’dan sonra hiçbir terapist ikna edemiyor beni yazdığı kitaplara.
6.     Astrolojide Karmik Ay Düğümleri, Sema Kılıç-Berna Atay (Doğan Novus): Malum, son yıllardaki ilgi alanım olan astrolojik okumalarımın bu ayki kitabı. Ortasından (kendi ay düğümlerimden) başladım. Bir sonra okuyacağım bölüm Ç.’nin ay düğümleri olacak sanırım (dün kendisine söz verdim). Tamamen ilgi alanına ilişkin olduğu için kimseye tavsiye edemeyeceğim. Zaten ben de yarı anlıyorum yarı “WTF” diyorum filan. Allah sonumu iyi etsin.

7.     Bir Çocuk, Bir Kadın Bir Hoca: Hamide Topçuoğlu, Mine Göğüş Tan (Turhan Kitabevi): Çok sevdim ! Çünkü kitapta adı geçen pek çok kişiyi tanıyorum. Hamide Topçuoğlu'nu hiç görmemiş olsam da, onun insanlarıyla (çoğu zaman tesadüfen) temas etmişliğim çok. Dolayısıyla biraz da kişisel sebeplerden ötürü bu kitabı çok beğendim. Dün başlamıştım, bugün bitirmek üzereyim. Herkes okusun, herkes tanısın bu mükemmel kadını !

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Variante Breakfast & Coffee'de kahvaltı + Mazi Antika Cafe'de kahve

Variante 'yi bir gece kapalı olduğu bir saatte gördüm, logosu falan hoşuma gitti. Derken haftasonu gitmeye çalışma gafletinde bulunduk, rezervasyon gerekmekteymiş.* Hafta içi olunca boştu, sonra iki masa doldu ve tosun bir kedi geldi. Mekan tabelasından başlayarak oldukça hoş. Servis kasecikleri neşeli çiçekli şeyler. Hatta porselen kaşıklar geliyor, onlar bile desenli. Yani ortamı beğendik. Tek sıkıntı, dükkanın caddenin sabah güneşi alan tarafında olması. Epey bunaldık otururken, esmiyordu zira. Yemelere gelince, biz iki kişilik kahvaltı istedik, 55 TL. Gayet doyurucu, fiyat - lezzet - porsiyon dengeli. Kahvaltı şunlardan mürekkep: 5-6 çeşit peynir (hepsi lezzetli ancak olağanüstü değil) , yeşil-siyah zeytin, salata (evet söğüş değil adeta bir salata), salam (biz geri gönderdik), pişi, sigara böreği, domates ezmesi gibi bir şey, istediğiniz şekilde yumurta (biz omlet gibi istedik, gayet iyi pişmiş olması ziyadesiyle memnun etti), fındık kreması, tereyağ, vişne? reçeli (kava...

URUMÇİ UYGUR RESTAURANT

 Urumçi Uygur Restoranı denedik. Dostlar, midenizde salça ve sarımsağa yer açın ! Uzak doğu mutfağındaki eksik salçayı bulmuş koymuşlar ! Yediklerimiz: 1- Acılı patates (resmi yok) 2- Patlıcan ve fasulye kavurması 3- Nefis sebzeli et 4- Buharda pişmiş ekmek Sofraya oturur oturmaz da bir termos çay getiriyorlar. Bildiğiniz düz çay. Hani yeşil çay filan olsa daha iyi olurdu... Öncelikle, genel olarak memnun kaldığımızı belirtmeliyiz. Porsiyonlar büyük ve doyurucu. 4 kişi bunlarla fazlasıyla doyduk. Lezzete gelince, sebzeler güzel ve tatları aynıydı (salça ve sarımsak onları birleştirmişti), Asya usulü diriydi, hoşumuza gitti. Ekmek, hayatınızda görebileceğiniz en beyaz ekmek olabilir. Ayrıca tuzsuz idi. Yemeğin tadını dengeledi. Etli sebze yemeğinin içinde değişik bir mantar vardı, çiğne çiğne bitmez. Toplamda 76 TL ödedik. Bir daha gider miyiz? Evet ! Not: Çıkışta bi' büfeden naneli sakızınızı şekerinizi alın deriz. Ç.&N.

Bir zamanlar okuduklarımdan neleri not almışım?

(Şu an neler okuduğumu yazmaya üşeniyorum.) On yıl kadar önce okuduğum edebiyat kitaplarından hoşuma giden alıntıları bir defterde toplamaya başladım. Bunları bazısı ara ara aklıma düşer, bazısını deftere göz gezdirdikçe hatırlarım. Defterimi karıştırıp bazı alıntıları seçip yazmaya karar verdim. Çünkü bu aralar bir kitap yazısı yazmam gerekiyor. Karman çorman bir sürü şeyi bir arada okuduğumdan biraz zor geliyor şu an zihnimi toplayıp onu yazmak. Onun yerine halihazırda derli toplu olan bir şeylerden yazmayı tercih ettim. "Baharın nasıl bir şiddet içerdiğini fark ediyor musun sen de Çetin?" Baharın nasıl bir şiddet içerdiğini fark ediyor musun sen de Çetin? Bahar beni kendisine karşılık vermeye zorluyor. Her çiçeğine karşı bir çiçek, ılık esintilerine karşılık ciğerlerimden ılık bir nefes istiyor... Parlaklığına, hafifliğine, coşkusuna karşılık vermem gerekiyor. Bahar sunduğu her şeyi yaşamaya zorlayarak bana şiddet uyguluyor. Barış Bıçakçı, Bizim Büyük Çaresizliğimi...