Ana içeriğe atla

Survival Kit for Sad Times

by N.

Akıntıya karşı yüzebilen
Koi Balığı
Hayat olağan akışında giderken, günlük dertlerim iş yeri sorunları veya en derininden memleket meseleleri iken çok sevdiğim bir insandan mesaj aldım...
Mide kanseri olduğunu ve teşhisin erken koyulamadığını söyledi. Şok olmuştum tabii, ama saf bir şekilde umutluydum da. Bata çıka geçen yaklaşık 1 yıl sonunda kısa bir süre önce vefat etti. Özellikle son 1 ayda, onun gün geçtikçe eriyip gitmesini, annesine bile veda etmesini, ölüm ilanının gönderileceği mail listesini oluşturmasını; kısacası ölmek fiilinin şimdiki zamanını çekiyor olmasını izlemek, varoluş zeminimi oldukça kayganlaştı. Kendisinin uzakta oluşu ve hayatımdaki pek çok kişinin onu tanımıyor oluşu bu “sürreal yas”ı tek başıma tutmamı zorunlu kıldı. Bu dönem boyunca kendime bir “survival kit “ oluşturduğumu fark ettim. Umarım ihtiyacınız olmaz, ama kara günlerden sıyrılmak için yaptıklarımı paylaşmak istedim:

1.     Hafif dergiler okumak: Psychologies bu dönemde bana en iyi gelen dergiydi. İçi mutsuz insanların ne yapıp etmesi gerektiğine dair yazılarla dolu. Mutsuzlar kulübünün geçici bir üyesi olarak ben de her yazılanı ciddiye aldım tabii. Bunun yanı sıra kadın dergileri de oldukça faydalı oldu. Her şeyin toz pembe olduğu dünyalar acımı geçici de olsa unutturdu.
2.     Ruh emicileri uzak tutmak: Eminim hepinizin çevresinde vardır, modunuzu düşüren, sizi yoran ve ruhunuzu emen. Bu bir iş arkadaşı veya bir akraba olabilir.  Bu insanları hayatınızdan çıkarmak için çok iyi bir gerekçeniz var artık. Buluşmayın, mesajlarına kısa cevaplar verin, anlamıyorsa “lütfen beni rahat bırak” cümlesini derinden hissedeceği her türlü davranışı sergileyin. I know it sounds cruel, ama bu zamanlarda hayat bu ruh emicilerle daha da zor ve şu an bunlardan kurtulmak için çok haklı bir gerekçeniz var.
3.     Manikür pedikür yaptırmak: Zaten bir rutinim olan bu pratik yas döneminde bana extra iyi geldi. Ellerinizi ve ayaklarınızı birine teslim etmek, tırnaklarınızı daha önce hiç denemediğiniz saçma bir renge boyatmak güzel bir şey. Bunun da ötesinde manikür salonundaki normalde beni boğan kadın sohbetleri öyle iyi geldi ki ruhuma... Kimin çocuğu hangi okula gidiyor, kim ne zaman evleniyor, kimin kocası tam bir baş belası, kim bu kış kaç kilo aldı... Diğer müşterilerin hikayelerine maruz kalmak hiç bu kadar eğlenceli olmamıştı.
4.     Sosyal medyada O'na dair paylaşımda bulunmak: Daha önce bana “harbi manyak” gelen bu tür insanların ruh halini deneyimlemiş olmak ve tükürdüğümü yalamak oldukça ilginçti. Tek kişilik yasımı duyurmak mı yoksa vedamı resmileştirmek mi bilmiyorum, ama instagram hesabımda O’nun fotoğrafını paylaştıktan sonra hafifledim. (Bu arada insanlar neden böyle bir paylaşımı “like” eder sorusu da kafamı kurcalamadı değil...)
5.     Astrolojik yorumlara dalmak: Zaten ilgi alanım olan bu mesele yas sürecinde tavan yaptı ! Tüm sorumluluğu gezegenlere yıkmak ve lanet gezegenlerin düzeleceği günleri müjdelemek beni sevindirdi.
6.     Sütlaç: Bu dönemde istediğim şekilde oburluk yapamadım (sad but true); çünkü zaten hep başına buyruk takılan midem stresten rahatsızlandı ve hayatımın ilk endoskopisini yaptırmak zorunda kaldım. Sanki midem bir tür yas sürecine girmişti ve taziye kabul ettiği tek yiyecek sütlaçtı ! Neden bilmiyorum, sütlaç yemek beni mutlu etti. Tabak tabak bu masum tatlıyı yedim. Muhtemelen sütlaç bana bu dönemi hatırlatan bir yiyecek olarak kalacak zihnimde.

7.     Ne olup bittiğini bilmeyen birileriyle takılmak: Bu kişi hayatınıza yeni girmiş olabilir veya zaten etrafta olan ama şu ana kadar “gel bir takılalım” demediğiniz biri olabilir. Davranın. Onu hayatınıza şimdi sokun; ama derinlere gitmeyin. Yasınızı bilmesin, günlük sohbetler edip dursun yanınızda. Belki ilerde açıklarsınız durumu, “canım, sen aslında sadece bir araçtın; amaç değil”, dersiniz. Ama kendinizi kötü de hissetmeyin; çünkü belki siz de onun için öylesinizdir.  Ayrıca siz Immanuel Kant da değilsiniz, o yüzden feel free.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Variante Breakfast & Coffee'de kahvaltı + Mazi Antika Cafe'de kahve

Variante 'yi bir gece kapalı olduğu bir saatte gördüm, logosu falan hoşuma gitti. Derken haftasonu gitmeye çalışma gafletinde bulunduk, rezervasyon gerekmekteymiş.* Hafta içi olunca boştu, sonra iki masa doldu ve tosun bir kedi geldi. Mekan tabelasından başlayarak oldukça hoş. Servis kasecikleri neşeli çiçekli şeyler. Hatta porselen kaşıklar geliyor, onlar bile desenli. Yani ortamı beğendik. Tek sıkıntı, dükkanın caddenin sabah güneşi alan tarafında olması. Epey bunaldık otururken, esmiyordu zira. Yemelere gelince, biz iki kişilik kahvaltı istedik, 55 TL. Gayet doyurucu, fiyat - lezzet - porsiyon dengeli. Kahvaltı şunlardan mürekkep: 5-6 çeşit peynir (hepsi lezzetli ancak olağanüstü değil) , yeşil-siyah zeytin, salata (evet söğüş değil adeta bir salata), salam (biz geri gönderdik), pişi, sigara böreği, domates ezmesi gibi bir şey, istediğiniz şekilde yumurta (biz omlet gibi istedik, gayet iyi pişmiş olması ziyadesiyle memnun etti), fındık kreması, tereyağ, vişne? reçeli (kava...

URUMÇİ UYGUR RESTAURANT

 Urumçi Uygur Restoranı denedik. Dostlar, midenizde salça ve sarımsağa yer açın ! Uzak doğu mutfağındaki eksik salçayı bulmuş koymuşlar ! Yediklerimiz: 1- Acılı patates (resmi yok) 2- Patlıcan ve fasulye kavurması 3- Nefis sebzeli et 4- Buharda pişmiş ekmek Sofraya oturur oturmaz da bir termos çay getiriyorlar. Bildiğiniz düz çay. Hani yeşil çay filan olsa daha iyi olurdu... Öncelikle, genel olarak memnun kaldığımızı belirtmeliyiz. Porsiyonlar büyük ve doyurucu. 4 kişi bunlarla fazlasıyla doyduk. Lezzete gelince, sebzeler güzel ve tatları aynıydı (salça ve sarımsak onları birleştirmişti), Asya usulü diriydi, hoşumuza gitti. Ekmek, hayatınızda görebileceğiniz en beyaz ekmek olabilir. Ayrıca tuzsuz idi. Yemeğin tadını dengeledi. Etli sebze yemeğinin içinde değişik bir mantar vardı, çiğne çiğne bitmez. Toplamda 76 TL ödedik. Bir daha gider miyiz? Evet ! Not: Çıkışta bi' büfeden naneli sakızınızı şekerinizi alın deriz. Ç.&N.

Bir zamanlar okuduklarımdan neleri not almışım?

(Şu an neler okuduğumu yazmaya üşeniyorum.) On yıl kadar önce okuduğum edebiyat kitaplarından hoşuma giden alıntıları bir defterde toplamaya başladım. Bunları bazısı ara ara aklıma düşer, bazısını deftere göz gezdirdikçe hatırlarım. Defterimi karıştırıp bazı alıntıları seçip yazmaya karar verdim. Çünkü bu aralar bir kitap yazısı yazmam gerekiyor. Karman çorman bir sürü şeyi bir arada okuduğumdan biraz zor geliyor şu an zihnimi toplayıp onu yazmak. Onun yerine halihazırda derli toplu olan bir şeylerden yazmayı tercih ettim. "Baharın nasıl bir şiddet içerdiğini fark ediyor musun sen de Çetin?" Baharın nasıl bir şiddet içerdiğini fark ediyor musun sen de Çetin? Bahar beni kendisine karşılık vermeye zorluyor. Her çiçeğine karşı bir çiçek, ılık esintilerine karşılık ciğerlerimden ılık bir nefes istiyor... Parlaklığına, hafifliğine, coşkusuna karşılık vermem gerekiyor. Bahar sunduğu her şeyi yaşamaya zorlayarak bana şiddet uyguluyor. Barış Bıçakçı, Bizim Büyük Çaresizliğimi...