Ana içeriğe atla

Bir zamanlar okuduklarımdan neleri not almışım?


(Şu an neler okuduğumu yazmaya üşeniyorum.)

On yıl kadar önce okuduğum edebiyat kitaplarından hoşuma giden alıntıları bir defterde toplamaya başladım. Bunları bazısı ara ara aklıma düşer, bazısını deftere göz gezdirdikçe hatırlarım. Defterimi karıştırıp bazı alıntıları seçip yazmaya karar verdim. Çünkü bu aralar bir kitap yazısı yazmam gerekiyor. Karman çorman bir sürü şeyi bir arada okuduğumdan biraz zor geliyor şu an zihnimi toplayıp onu yazmak. Onun yerine halihazırda derli toplu olan bir şeylerden yazmayı tercih ettim.

"Baharın nasıl bir şiddet içerdiğini fark ediyor musun sen de Çetin?"
Baharın nasıl bir şiddet içerdiğini fark ediyor musun sen de Çetin? Bahar beni kendisine karşılık vermeye zorluyor. Her çiçeğine karşı bir çiçek, ılık esintilerine karşılık ciğerlerimden ılık bir nefes istiyor... Parlaklığına, hafifliğine, coşkusuna karşılık vermem gerekiyor. Bahar sunduğu her şeyi yaşamaya zorlayarak bana şiddet uyguluyor.
Barış Bıçakçı, Bizim Büyük Çaresizliğimiz (İletişim)
*Çünkü 11-12 yaşından beri her bahar ve yaz hissettiğim güzel hava şiddetini harika anlatıyor ve havalar güzelken hep aklıma geliyor.

Karamsarlık çok kolay, hatta zevkli, entelektüellerin madalyası ve tacı. Düşünen sınıfları çözüm aramaktan kurtarıyor. 
Ian McEwan, Fındık Kabuğu, Çev. İlknur Özdemir (YKY)
*Çünkü karamsarlık üretmek ve yaymak hakikaten kolaya kaçmak değilse ne?

İyiye işaret değil, diye düşünüyorum, canımın şiir istemesi. Henk'in söylediği bir şey sebep oldu buna, dün.
Gerbrand Bakker, Yukarıda Ses Yok, Çev. Türkay Yalnız (Metis)
*Çünkü bence de iyiye işaret değil insanın canının şiir istemesi. (Neruda kasidelerinin neşeli olanları hariç.)

Siyasi olmak sistemin sorumlu olmadığı hiçbir şeyin olmadığı anlamına geliyordu.
Juli Zeh, Oyun Dürtüsü, Çev. Itır Arda (Metis)
*Yani biraz öyle değil mi ama hakikaten, toplumda sorun olarak gördüğümüz şeyler için? Obeziteden çevre sorunlarına, kadın cinayetlerinden yoksulluğa?

Şu otuz yıl yalnızca ardından sürüklediği geçmişi değildi, içini dışını sarmıştı bu yıllar, şimdiki zamanı geleceği oluşturan özdüler. Ne kahramanlık, ne saçmalık bir şey değiştirebilirdi artık. Ölmeden önce Rusça öğrenebilir, Dante'yi okuyabilir, Bruges'ü ya da İstanbul'u görebilirdi elbet, yaşamının şurasına burasına beklenmedik olaylar, yeni yetenekler ekebilirdi; ama ne yaparsa yapsın yaşamı aynı yaşam olarak kalacak ve değişmeyecekti; ve yaşamını kendisinden ayırmak olanaksızdı.
Simone de Beauvoir, Konuk Kız, Çev. Bertan Onaran (Payel)
*Çünkü varoluşsal sancılar.

Artık, kafasını uzun uzadıya hiçbir konuya veremediği için, o günlerde vaktini; tıpkı kendi kendine oyalanamayan aptal çocuklar gibi, evin içinde bir odadan ötekine girip çıkarak, bir kattan öbürüne çıkıp inerek, pencereden boş boş bakarak geçiriyordu.
Orhan Pamuk, Beyaz Kale (İletişim)
*Çünkü sıkıntıdan evde odalar arasında gezdiğimde aklıma gelir bu.

Bütün uykusu kaçanların korktuğu o an. Mia, kapana kısılmış gibi kendi vücudunun içine hapsolmuş.
Juli Zeh, Temize Havale, Çev. Sevinç Altınçekiç (Metis)
*Çünkü uykusuzluk belası.

Uyuyamayan birinin yanında güzel rüyalar gören birine duyduğu kor beyaz öfkeyi hayal bile edemezsin.
Karen Joy Fowler, Hepimiz Tamamen Kendimizi Kaybettik, Çev. Niran Elçi (Aylak Kitap)
*Çünkü uykusuzluk belası.

İrakli kuşun ölümü yüzünden annesini suçlayabilirdi, ama onun sadece bir araç olduğunu anlamıştı. Hakiki öfkesi ona değil, işlerin gidişatına, uykuyla uyanıklık, insanla hayvan, içerisi ile dışarısı arasında bölünmeye sebep olan sisteme, savunmasız bir kuşun ölümüne yol açan ayrımlaraydı.
Rana Dasgupta, Solo, Çev. Beril Eyüboğlu (Metis)
*Çünkü bu çaresizlik karşısında aynı öfkeyi hissettim/hissetmeye devam ediyorum.

... kalkarken, Anna oturmaya devam etmişti. Tek başına restoranda oturmaya devam etmek, terk edilmiş gibi geride kalmak Eschenbach için acı verici bir düşünceydi, meraklı yabancılar arasında ifşa olmak.
İlk önce henüz onu tanımadığını düşündü, gücünü, bağımsızlığını bilmiyordu, belki de birini beklediğini düşündü, bir randevusu daha vardı, ama bir dahaki buluşmalarında sorunca, hayır, dedi Anna, sadece orada oturmak ve Eschenbach'ın dudaklarının değdiği kadehten içmek istemiş.
Uwe Timm, Kuş Çayırı, Çev. Ayça Sabuncuoğlu (Can)
*Çünkü "Love is..." Şıpsevdi cikletlere yazayım da "Aşk bazen onun dudaklarının değdiği kadehten içmek istemektir." yazsınlar. Böyle yazınca iğrenç oldu. Uwe Timm'in anlatımından şaşmayalım.

İnfaz, Flaubert'ten bir öykü
İşte merhamet duygumuzla ilgili bir öykü daha. Buradan çok uzan olmayan bir köyde genç bir adam, bir bankerle karısını öldürmüştü. Ardından hizmetçi kıza tecavüz etti ve mazhendeki tüm şarapları içip bitirdi. Mahkemeye çıktı, suçlu bulundu, ölüm cezası aldı ve infaz edildi. Bu özel kişinin giyotin altında ölüşünü izlemeye meraklı öyle çok insan vardı ki! Kırsal alandan bir gece önce gelenler on binden fazlaydı. Kalabalıklar yüzünden fırınlarda ekmek kalmadı. Bütün hanlar dolunca, pek çokları geceyi açıkta geçirdi. Bir adamın ölmesini görmek için karda uyudular. Ve bir de Romalı gladyatörleri düşünüp kafa sallarız. Şarlatanlar!
Lydia Davis - Yapamam ve Yapmayacağım, Çev. Elif Bereketli (Encore)
*Çünkü Lydia Davis, bu iki yüzlülüğü suratımıza baaam diye vurmakta. Ayrıca Lydia Davis'i okuyunuz, seviniz. Yalın ve harika!

Çalıştığım yerde yemeklerimi yalnız yiyordum. Kendi kentimde de böyleydim aslında. Çok insan sever biri olduğumu iddia etmedim hiç. Ama yine de arada bir de olsa konuşma ihtiyacı duyuyordum. Yalnızlık, tercih olmadığında can sıkıcı olabiliyordu çünkü.
Yalçın Tosun, Bir Nedene Sunuldum (YKY)
*Çünkü ergenken insanlara olan bağımlılığım bir zaaf gibi gelirdi. Ama toplumsal hayvanız yapacak bir şey yok. O zamanlar yalnız kalmayı tercih ederdim bazen bir süreliğine.  Gerçek yalnızlık pek fena şey.

"... Her zaman büyük adam olmak isteyen birileri çıkıyor ve her şeye el koyuyorlar. Sonra da herkee nasıl düşüneceklerini ve ne yapacaklarını söylüyorlar. Oysa asıl güçsüz olan onlar. Fakat güçsüz olduklarını fark ettikleri an, seni yok etmekten başka seçenekleri kalmıyor. İşte asıl trajedi burada." Fatou iç geçirdi: "Başkasına nasıl düşüneceğini ve ne yapacağını söylemek istemeyen bir adam rastlamadım." dedi. Andrew güldü. "Fatou, onlara ben de dahil miyim? Sen de mi feminist oldun yoksa?"
Zadie Smith, Kamboçya Elçiliği, Çev. Özlem Gayretli Sevim (Everest)
*Çünkü mansplaining (açüklama) yapmayan erkek yok gibi hakikaten. Mansplaining'in Türkçe karşlığı için 5harfliler'e teşekkürler!

Ç.

Not. Görsel kaynağını unuttum, haklarını helal etsinler.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Variante Breakfast & Coffee'de kahvaltı + Mazi Antika Cafe'de kahve

Variante 'yi bir gece kapalı olduğu bir saatte gördüm, logosu falan hoşuma gitti. Derken haftasonu gitmeye çalışma gafletinde bulunduk, rezervasyon gerekmekteymiş.* Hafta içi olunca boştu, sonra iki masa doldu ve tosun bir kedi geldi. Mekan tabelasından başlayarak oldukça hoş. Servis kasecikleri neşeli çiçekli şeyler. Hatta porselen kaşıklar geliyor, onlar bile desenli. Yani ortamı beğendik. Tek sıkıntı, dükkanın caddenin sabah güneşi alan tarafında olması. Epey bunaldık otururken, esmiyordu zira. Yemelere gelince, biz iki kişilik kahvaltı istedik, 55 TL. Gayet doyurucu, fiyat - lezzet - porsiyon dengeli. Kahvaltı şunlardan mürekkep: 5-6 çeşit peynir (hepsi lezzetli ancak olağanüstü değil) , yeşil-siyah zeytin, salata (evet söğüş değil adeta bir salata), salam (biz geri gönderdik), pişi, sigara böreği, domates ezmesi gibi bir şey, istediğiniz şekilde yumurta (biz omlet gibi istedik, gayet iyi pişmiş olması ziyadesiyle memnun etti), fındık kreması, tereyağ, vişne? reçeli (kava...

URUMÇİ UYGUR RESTAURANT

 Urumçi Uygur Restoranı denedik. Dostlar, midenizde salça ve sarımsağa yer açın ! Uzak doğu mutfağındaki eksik salçayı bulmuş koymuşlar ! Yediklerimiz: 1- Acılı patates (resmi yok) 2- Patlıcan ve fasulye kavurması 3- Nefis sebzeli et 4- Buharda pişmiş ekmek Sofraya oturur oturmaz da bir termos çay getiriyorlar. Bildiğiniz düz çay. Hani yeşil çay filan olsa daha iyi olurdu... Öncelikle, genel olarak memnun kaldığımızı belirtmeliyiz. Porsiyonlar büyük ve doyurucu. 4 kişi bunlarla fazlasıyla doyduk. Lezzete gelince, sebzeler güzel ve tatları aynıydı (salça ve sarımsak onları birleştirmişti), Asya usulü diriydi, hoşumuza gitti. Ekmek, hayatınızda görebileceğiniz en beyaz ekmek olabilir. Ayrıca tuzsuz idi. Yemeğin tadını dengeledi. Etli sebze yemeğinin içinde değişik bir mantar vardı, çiğne çiğne bitmez. Toplamda 76 TL ödedik. Bir daha gider miyiz? Evet ! Not: Çıkışta bi' büfeden naneli sakızınızı şekerinizi alın deriz. Ç.&N.