Ana içeriğe atla

Pablo Neruda'nın kasideleri ile şiir sevmeyi öğreniyorum!

OH MY GOD! I CAN'T BELIEVE IT: BAŞUCUMDA BİR ŞİİR KİTABI TUTUYORUM!
Taa lisedeyken İngilizce dersinde Pablo Neruda'nın "Domates Kasidesi"ni okumuştuk, ilk kez bir şiire hayran kalmıştım. Aynı yıllarda, edebiyat derslerinde Özdemir Asaf, Attila İlhan falan okurduk, derse ilgisizliğim arada fırça yememe sebep olurdu. Daha küçükken ortaokulda kendi kendime Nazım Hikmet falan okurdum, o da hiçbir zaman sarmamıştı. Pablo Neruda sayesinde şiir sevebilirim belki dedim, evdeki kitaplarını buldum, gidip başka kitaplarını, bir de Slyvia Plath kitapları aldım, ı ıh yine olmadı. İkinci yeniciler falan da sarmadı. Dedem de şiir yazardı, ondan da pek bir şey anlamazdım.

Gel zaman git zaman "Domates Kasidesi" tekrar aklıma düştü. Türkçe çevirileri internette mevcut merak eden olursa. Bütün kasidelerini bulmak istedim onun üzerine. Türkçe bir kaside derlemesi bulunmuyor maalesef, çeşitli kitaplarda var bazıları. 225 kaside yazmış Pablo Neruda. İngilizce ve İspanyolca çift dilli basılmış bir kitapta derlemişler hepsini, bunu öğrenince İngiltere'deki arkadaşım E.'den rica ettim bana onu almasını. E. de sağ olsun alıp getirdi yurdumuza gelirken.

Kitap elimin altında sürekli, soğandan karpuza bir sürü yiyeceğe, denize, dalgalara, aylara, mevsimlere, sabuna, zamana, makasa, dikenli tellere, çoraplara, sandalyeye, kediye, arılara,  yoksulluğa,  aklınıza gelebilecek bir sürü şeye övgüler dizmiş. Mesela doğumgünüme yakın yaşla ilgili olan kasideyi okudum, işte ne bileyim bazen sırf ilginç olduğu için buna da ne yazmış acaba diye açıp okuyorum bir tanesini. Kitabın girişinde derlemeleri yapan Ilan Stavans, Neruda'nın sıradan şeyleri överek, kasideleri iyiden iyiye demokratikleştirdiğinden bahsediyor. Önemsiz olanın önemini savunduğunu söylüyor. Hakikaten öyle galiba, çoraplara sabuna şiir yazan kimseyi duymadım, hoş şiire olan ilgisizliğimi düşününce, varsa da bilmem zaten. Kitabı hediye eden E.'ye de söylediğim gibi; kim bilir belki de şiir sevmeye başlamamın miladıdır bu kasideler. O zaman soğan, çorap, sabun övenlere denk gelirsem onlardan da bahsederim.

Madem ki oburluklar içeren bir blog'uz (ve bu da kitaptaki en kısa şiirlerden biri), patates kızarması'na övgüyü Ilan Stavans'ın İngilizce çevirisinden Türkçe'ye çeviriyorum kendimce:

Dünya'nın
neşesi,
cızırdıyor
kaynar
yağda:
patatesler,
kızarmak üzere
tavaya
giriyor,
bir sabah kuğusunun,
karlı
kanatları gibi,
ve çıkıyor
zeytinin çıtırdayan kehribar sarısından
yarı kavrulmuş.
Sarımsak,
onlara ekliyor
basit kokusunu,
biberini,
kayalıkları aşan polenini,
ve böylece,
fildişi rengi bir takım
giymiş halde, dolduruyorlar tabağı,
bereketin suretleri
ve toprağın leziz sadeliğiyle.

Ç.







Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Variante Breakfast & Coffee'de kahvaltı + Mazi Antika Cafe'de kahve

Variante 'yi bir gece kapalı olduğu bir saatte gördüm, logosu falan hoşuma gitti. Derken haftasonu gitmeye çalışma gafletinde bulunduk, rezervasyon gerekmekteymiş.* Hafta içi olunca boştu, sonra iki masa doldu ve tosun bir kedi geldi. Mekan tabelasından başlayarak oldukça hoş. Servis kasecikleri neşeli çiçekli şeyler. Hatta porselen kaşıklar geliyor, onlar bile desenli. Yani ortamı beğendik. Tek sıkıntı, dükkanın caddenin sabah güneşi alan tarafında olması. Epey bunaldık otururken, esmiyordu zira. Yemelere gelince, biz iki kişilik kahvaltı istedik, 55 TL. Gayet doyurucu, fiyat - lezzet - porsiyon dengeli. Kahvaltı şunlardan mürekkep: 5-6 çeşit peynir (hepsi lezzetli ancak olağanüstü değil) , yeşil-siyah zeytin, salata (evet söğüş değil adeta bir salata), salam (biz geri gönderdik), pişi, sigara böreği, domates ezmesi gibi bir şey, istediğiniz şekilde yumurta (biz omlet gibi istedik, gayet iyi pişmiş olması ziyadesiyle memnun etti), fındık kreması, tereyağ, vişne? reçeli (kava...

URUMÇİ UYGUR RESTAURANT

 Urumçi Uygur Restoranı denedik. Dostlar, midenizde salça ve sarımsağa yer açın ! Uzak doğu mutfağındaki eksik salçayı bulmuş koymuşlar ! Yediklerimiz: 1- Acılı patates (resmi yok) 2- Patlıcan ve fasulye kavurması 3- Nefis sebzeli et 4- Buharda pişmiş ekmek Sofraya oturur oturmaz da bir termos çay getiriyorlar. Bildiğiniz düz çay. Hani yeşil çay filan olsa daha iyi olurdu... Öncelikle, genel olarak memnun kaldığımızı belirtmeliyiz. Porsiyonlar büyük ve doyurucu. 4 kişi bunlarla fazlasıyla doyduk. Lezzete gelince, sebzeler güzel ve tatları aynıydı (salça ve sarımsak onları birleştirmişti), Asya usulü diriydi, hoşumuza gitti. Ekmek, hayatınızda görebileceğiniz en beyaz ekmek olabilir. Ayrıca tuzsuz idi. Yemeğin tadını dengeledi. Etli sebze yemeğinin içinde değişik bir mantar vardı, çiğne çiğne bitmez. Toplamda 76 TL ödedik. Bir daha gider miyiz? Evet ! Not: Çıkışta bi' büfeden naneli sakızınızı şekerinizi alın deriz. Ç.&N.

Bir zamanlar okuduklarımdan neleri not almışım?

(Şu an neler okuduğumu yazmaya üşeniyorum.) On yıl kadar önce okuduğum edebiyat kitaplarından hoşuma giden alıntıları bir defterde toplamaya başladım. Bunları bazısı ara ara aklıma düşer, bazısını deftere göz gezdirdikçe hatırlarım. Defterimi karıştırıp bazı alıntıları seçip yazmaya karar verdim. Çünkü bu aralar bir kitap yazısı yazmam gerekiyor. Karman çorman bir sürü şeyi bir arada okuduğumdan biraz zor geliyor şu an zihnimi toplayıp onu yazmak. Onun yerine halihazırda derli toplu olan bir şeylerden yazmayı tercih ettim. "Baharın nasıl bir şiddet içerdiğini fark ediyor musun sen de Çetin?" Baharın nasıl bir şiddet içerdiğini fark ediyor musun sen de Çetin? Bahar beni kendisine karşılık vermeye zorluyor. Her çiçeğine karşı bir çiçek, ılık esintilerine karşılık ciğerlerimden ılık bir nefes istiyor... Parlaklığına, hafifliğine, coşkusuna karşılık vermem gerekiyor. Bahar sunduğu her şeyi yaşamaya zorlayarak bana şiddet uyguluyor. Barış Bıçakçı, Bizim Büyük Çaresizliğimi...