A., 28 yaşında bir Ankaralı, avukat. Ankara'yı, işini, dolmakalemleri, kedisini, uzun yürüyüşlerde ileride belediye başkanı olsa yıkacağı binaları seçmeyi seviyor. En sevdiği
mürekkebi, yıkmayı en çok istediği binayı ve diğer juicy sırlarını Ç.’ye anlattı.
mürekkebi, yıkmayı en çok istediği binayı ve diğer juicy sırlarını Ç.’ye anlattı.
1. Yakın bir
zamanda neden utandın?
O alçak host yüzünden utandım. Olay şöyle yaşandı:
Uçakta, havayolu şirketinin (isim vermedim ki reklam olmasın) ikrasmları
dağıtılıyordu. Ben de uçağa binmeden önce zaten karnımı doyurmuştum (Oburluk
belası. Bu konuda daha geniş bilgi için bkz. Cevap 4). Maazallah, uçak düşerse
aç gitmek istemem. Dolayısıyla ikram edilen şeyi yiyecek halim yoktu. Host bana
sandviç vereceği sırada gayet nazik bir şekilde “Ben bir şey almayacağım,
teşekkürler.” dedim. Hostun cevabı ise son derece soğuktu: “Bir dakika
beyefendi! Size de sıra gelecek.” Meğer bana uzatmıyormuş ikramı. Şimdi anlatınca fark ettim ki utanması gereken
ben değilmişim. O an öyle değildi ama.
2. Bir güzellik
sırrını paylaşır mısın?
Duş alıyorum, dişimi fırçalıyorum filan. Ha bir de, yüz
yılda bir aklıma gelirse siyah noktalar için maske kullanıyorum. Sağ olsun Ç.
haftalar önce bir tüp verdi ama onu bile hala kullanmadım.
3. Yakınlarda
okuyup okuduğuna pişman olduğun bir kitaptan bahseder misin?
Kardeşini
Doğurmak. Yazarı Büşra SANAY; gazeteci, haber sunucusu. Ensesti anlatmış
kitabında. Üstelik de o kadar somut anlatmış ki, anlatılanlar insanı
mahvediyor. Pişman olma sebebim de tam olarak bu. Ensest gibi bir konunun bu
denli çarpıcı şekilde anlatılması değil kitabı okuduğuma, dünyaya geldiğime
bile pişman etti.
4. Bir oburluk
sırrını paylaşır mısın?
Ooooo! İşte
bu iddialı olduğum bir konu. Bu konuda benim ayarımda bir tek Ni.’nin beyi Ç.
var etrafımda. Dolayısıyla bu soruya verebileceğim yüzlerce cevabım var. Fakat,
tanıştığım günden bu yana beni asla hayal kırıklığına uğratmayan oburluk
sırrımı sizlerle paylaşacağım: Antrikotçu Yaşar Usta. Yaşar Usta ziyaretlerim
gece yarısından sonraki saatlerde oluyor mecburen. Çünkü minibüsünü gece
saatlerinde açıyor Yaşar Usta. Yine bu ziyaretlerimden birinde, üç tane ekmek
arası antrikot gömmüştüm. Dördüncüsünü ise doyduğumdan değil, artık
utandığımdan yiyememiştim. Azmettirmek gibi olmasın ama size de tavsiye ederim
(Bu tavsiye N’ye).
5. Son
zamanlarda kullanıp çok memnun kaldığın herhangi bir ürünü tanıtır mısın? Sorudaki
“herhangi bir”den cesaret alıp muhtemelen kimseyi ilgilendirmeyecek bir ürünle
karşınızdayım: Pelikan Edelstein Aquamarine dolmakalem mürekkebi. Sanırım bu
mürekkep artık benim günlük mürekkebimhaline geldi. Mürekkebi bu kadar sevmemin
ilk sebebi rengi elbette. Mavi ile su yeşili arasındaki rengi ile hem resmi
evrak imzalamakta kullanabiliyorum hem de aslında o kadar da resmi bir renk
değil. İkinci sebep ise, (ki bu, ilkinden daha önemli), kolayca dağılmayan bir
mürekkep oluşu. Terleyen ellerim dokunduğunda sağa sola dağılmıyor, ellerime
bulaşmıyor. Üçüncü son gerekçem ise Pelikan kalemlerimde Pelikan mürekkep
kullanmanın iç ferahlatıcı etkisi. Kaleme zarar verdi mi, ucu tıkadı mı, içinde
kurudu mu dertleri yok.
![]() |
| Eski Kızılay binası. Kaynak burada. |
6. Ankara'da en
çirkin bulduğun bina hangisi ve neden? (Sağduyuna güveniyorum.)
İşte bu çok
zor bir soru gerçekten. “En”i seçmek, sanki diğerlerinin çirkinliğini
azaltıyormuş gibi hissettiriyor. Oysa o kadar korkunç binalar var ki,
hiçbirinin hakkı yenmemeli. Mesela Eskişehir Yolu’nun kıyısında bir duvar gibi
yükselen YDA binası bu çirkinlerden biri. Meclis’e tepeden bakan Rixos ve zaman
içinde kazandığı simgesel önemi göz ardı edemesem de Atakule de çirkinlikte
ondan geri kalmıyor. Fakat soruyu, tek bir bina yıkabilecek olsan hangisi
olurdu” şekline çevirip kendime sorduğumda cevabım Kızılay AVM. (Meydanın
30’lardaki hali ile şimdiki halini yan yana gösteren bir fotoğraf reca ediyorum
buraya.)
7. Kendisine
karşı boş olmadığın biri için yaptığın en saçma şeyden bahseder misin?
Bir sürü
saçma şey yapma potansiyeline sahip bir insanım aslında. Fakat burada “sevimli”
bir saçmalığımdan bahsetmek istiyorum. Sene 2003 filan. 13 yaşındayım aşağı
yukarı, ergenlik zirvede. Tek tek melek gibi çocuklardan oluşan ama voltranı
oluşturunca suç örgütüne dönüşen bir arkadaş grubuyuz. Hepimiz çok “sert
çocuklarız”. İşte o günlerde, çok aşık olduğum platonik aşkım (ki yıllar sonra
kendisiyle yeniden iletişim kurma çabam da başka bir saçmalıktır aslında), kaza
eseri Atakule’nin yürüyen merdivenlerini tersten çıkıyor. Farkında olmadan
aşağı inen merdiveni yukarı çıkmak için kullanmaya çalışıyor ve düşmemek için
de yukarı koşmaya başlıyor. Zannediyorum o da ergendi ya da beyni durdu. Her
neyse. Onun tersten çıkışı bir kaza eseriydi veya değildi emin değilim. Ama
benim onun peşinden merdiveni tersten çıkmaya çalışmam biraz platonik aşkımdan,
büyük ölçüde de ergenliğimden kaynaklanıyordu. İkimiz, o zamanlar çok da boş
olmayan Atakule’nin yürüyen merdivenlerini insanlara çarpa çarpa (hatta birisi
bizi azarlamaya kalkmıştı) çıktık. The end.


Yorumlar
Yorum Gönder